TÜRKONFED Akademi - Daralma En Çok Hangi ‘Kent-Bölgeleri’ Etkiliyor?

Ekonomik Daralma ve Rekabetçilik Dengesizliği: Daralma En Çok Hangi ‘Kent-Bölgeleri’ Etkiliyor?

Mayıs ayı içinde yayınlanan Türkonfed-IPM işbirliğinde hazırlanan ‘Kent-Bölge: Yerel Yönetimde Yeni Dinamikler’ raporu, içinde bulunduğumuz dönemi kent çağı olarak tanımlıyor.  http://www.turkonfed.org/tr/detay/2014/kent-bolge-yerel-yonetimde-yeni-dinamikler-raporu/

Rapordaki kent tanımında, kentlerin küresel ve bölgesel rekabet avantajlarına göre şekillendiği belirtilirken, rekabetçiliğin dinamiklerinin tek yönlü olmadığı vurgusu yapılıyor. Raporun yazarları, belirsizliğin esas, zaman ve mekandan bağımsız üretim koşullarının oluştuğu kent ortamında, yerel aktörler arasında uzlaşma ihtiyacı belirginleştiğini belirtiyorlar[1]. Raporda, metropoller yeni fırsat alanı olarak değerlendirilirken, aktif yurttaşlık, toplumsal uzlaşma ve katılımcılığın bu fırsat havuzunu genişlettiği anlatılıyor. 

Bu raporda, 5 kent kent-bölge kapsamında detaylı incelenirken, raporun 2017’de yayınlanan ilk kısmında 12 kent incelenmişti.  Bu ilk rapor kapsamında, TÜRKONFED- EDAM işbirliğinde hazırlanan 81 ilin rekabet gücü endeksin ilk rapordaki 12 il kapsamında incelemişti. 

http://www.turkonfed.org/tr/detay/1366/kent-bolge-yerel-kalkinmada-yeni-dinamikler-turkiyenin-kentlerinden-kentlerin-turkiyesine/

İncelemede ilginç bir sonuç ortaya çıkmıştı:  Tu¨rkiye genelinde rekabet eşitsizliği ile gelir arasında Kuznet eğrisine benzer bir eğrinin varlığını göstermekteydi. Başka bir deyişle, kentlerin gelirleri arttıkça rekabetin farklı unsurları arasında sıralama farklılıkları artmakta; fakat daha yüksek gelir seviyelerinde bu fark azalmaya başlıyordu.  Rekabetçiliğin alt başlıkları ekonomik göstergeler, eğitim, sosyal sermaye, yaratıcı sermaye, altyapı gibi göstergelerdi. Bir kentin ekonomik ve finansal göstergeler açısında rekabetçiliği yüksek; fakat sosyal veya eğitim gibi konularda sıralaması düşük ise, rekabetçilik unsurları arasında dengesizliği yüksek demek oluyordu.  Bu rekabet dengesizliği de, belli bir gelir seviyesine kadar yükseliyor; Kuznet eğrisi gibi bir gelir seviyesinden sonra düşmeye başlıyordu.  Bu ayrım ile Türkiye'nin kentlerini, dört farklı sınıflandırmaya ayırmak mümkündü:

  1. Bölge – Kişi Başına Geliri Yüksek, Rekabet Eşitsizliği Düşük Kentler: Ankara, İzmir, Eskişehir, Antalya, Kayseri
  2. Bölge – Kişi Başına Geliri Yüksek, Rekabet Eşitsizliği Yüksek Kentler: Bursa, Konya, Bilecik, Bolu, Mersin, Tunceli
  3. Bölge – Kişi Başına Geliri Düşük, Rekabet Eşitsizliği Yüksek Kentler: Gaziantep, Diyarbakır,  Adana, Sivas, Hatay, Afyonkarahisar
  4. Bölge – Kişi Başına Geliri Düşük, Rekabet Eşitsizliği Düşük Kentler: Van, Adıyaman, Hakkari, Giresun, Çorum, Aksaray vs.

Endeks 2014 yılına ait bir analizi ortaya çıkartıyordu.  O tarihten sonra maalesef Türkiye’nin kişi başı geliri 12,112 dolardan , 2018 sonu itibariyle 9632 dolara düştü.  81 il arasında da farklılıklar oluştu. Rekabet endeksinin özellikle 2019 verileriyle güncellenmesi, ekonomik daralmanın kentler üzerindeki etkisini anlamak açısından oldukça önemli olacaktır.  Fakat 2019 verileri il düzeyinde tamamlanması, bu tarihten itibaren 2 yılı alacaktır.  Bu süreçte, şu anda elimizde bulunan verilerle il düzeyinde rekabetçilik arasında ilişkiye bakmak resmi tam olarak vermemekle birlikte, bize bir başlangıç noktası verebilir.

Şu anda il bazında elimizde olan en güncel il bazında veriler, finansal göstergelerden geliyor: İl bazında geri ödenmeyen kredilerin toplam kredilere oranı 2019 birinci çeyrek sonu itibariyle mevcut. İşte bu verileri, illerdeki rekabet dengesizliği ile karşılaştırdığımızda ilerisi için önemli olabilecek sonuç çıkıyor. 

  • Şu anda, Türkiye ortalamasına göre %4.1 olan kredi ödenmeyen kredi oranının en yüksek olduğu bölgeler, 3. ve 4. Bölgeler; geliri Türkiye ortalamasının altında olan bölgeler. 
  • Geri ödenmeyen krediler oranının en düşük olduğu bölgeler ise, birinci ve dördüncü bölge.  Gelirleri, Türkiye ortalamasının üstünde olan bölgeler.
  • Fakat gelirle geri ödenmeyen krediler arasındaki ilişki, doğrusal gözükmüyor; çünkü geliri daha yüksek olan 1. Bölgenin geri ödenmeyen kredi oranı, 2. Bölgeye göre daha düşük.  Öte yandan, geliri daha yüksek olan 3. Bölgenin geri ödenmeyen kredi oranı, geri daha düşük olan 4. Bölgeden daha yüksek.
  • 2. Ve 3. Bölgenin, diğer iki bölgeye göre ortak noktası, rekabet eşitsizliklerinin daha yüksek olması.
  • Bu karşılaştırmadan daha anlamlı sonuçlar almak için baz yılları eşitlemek lazım; ama ilk bakışta rekabetçiliğini kalkınmanın farklı alanlarında eşit olarak artıramayan kentlerin, içinde bulunduğumuz ekonomik daralmadan daha fazla etkilendikleri anlaşılıyor. 
  • Gelir seviyesinin yüksekliği, eğer farklı alanlarda rekabetçilik avantajı sağlayamamışsa, bu kentleri ekonomik daralmalara karşı koruyamıyor.  Ya da, rekabetçiliğin farklı alanlarında aynı seviyede gelişebilen kentler, daralmalara karşı daha korunaklı gözüküyorlar.  

 

Bir kez daha, ekonomik büyümenin kalkınma ve hatta rekabetçilik kazanımı olmadığının işaretleri karşımıza çıkıyor.  Büyümeyi, farklı boyutları olan bir kalkınma süreci olarak görmedikçe, sürdürülebilir olması da zorlaşıyor.  İçinde bulunduğumuz GSYH daralma süreci, kent-bölge bazında kazanımların rekabet dengesizliklerinin boyutuna göre değişeceği bir dönem olacak gibi duruyor.

Kaynak: Kent-Bölge, Yerel Kalkınmada Yeni Dinamikler, TÜRKONFED Mayıs 2017


[1] Fuat Keyman, Çağlar Keyder, Ayşe Köse Badur, Fırat Genç